Dünya Medyası ve Dış Basından Türkçe Haberler

  • Dolar 3.8299
  • Euro 4.4987
  • GR ALTIN 152.95
  • ÇEYREK 250.73

  • 17 Temmuz 2017, Pazartesi 22:54
RahimCavadbeyli

Rahim Cavadbeyli

İRAN’DA SİYASİ TÜRKLÜĞÜN YENİDEN DOĞUŞU

Türk Dünyasının kurulmasının olmazsa olmazı İran Türklüğüdür. Türkiye başta olmakla Türk Dünyası ülkeleri ve toplulukları, hatta kültürel, ekonomik ve siyasal birlikteliğini zamanla sağlasalar bile bütünleşmek için coğrafik açıdan İran Türklüğü olmazsa olmaz önemini arz etmektedir.

İran Türklüğü, Türk Dünyası özellikle Türkiye için iki açıdan çok büyük önem taşımaktadır. Birincisi jeopolitik konumu ile ikincisi eski Türk uygarlığının meydana geldiği bölge olduğu içindir.

  1. İran Türklüğünün yerleştiği topraklar, Türkiye-Orta Asya, Orta Asya-Kafkasya-Arap ülkeleri arasındaki en ekonomik ulaşım ve transit geçit hattını sağlayan Jeopolitik konumuyla önem taşımaktadır.[1]
  2. Eski Türk uygarlığı açısından, günümüz Doğu Anadolu, İran ve Kuzey Azerbaycan bölgesi hayati önem taşımaktadır. Kaydettiğimiz bu üçgen uygarlığından tartışmalı İslam öncesi tarihi bir kenara bırakalım, tarihsel açıdan Horasan kültür ve ilim etkisini yok saydığımızda üzerine basıp ayağa kalkacağımız tarihsel, kültürel ve bilimsel bir dayanak var mı diye düşündüğümüzde anlamış oluruz.

Horasan bilim ve kültür havzası nedir diye düşünmemiz gerekir. Horasan Orta Asya Türklüğünün meydana getirdiği bilim ve kültür havzası değildir. Aksine ‘Hazar Türklerinin’, Doğu Anadolu dâhil Hazar Denizinin güney batı bölgesinde yüzyıllarca yaşatmış oldukları parlak uygarlıklarının bilim, kültür ve tarih havzasıdır. Hazar İmparatorluğu, bölgenin en eski Türk uygarlıklarının varisi olarak ele alınması gerekmektedir. Doğu Anadolu, Horasan ve bütün Azerbaycan kültür, tarih ve bilim havzası Hazar Türklerinin eski Türklerden alıp geliştirerek meydana getirdikleri Türk uygarlığıdır. Horasan ve Azerbaycan sözlerinin de ‘Hazar’ sözünden türediğini ve bu isimlerin aslında Hazarbaycan ve Hazaran olduğunu değerli dilcilerimiz kanıtlamışlar. Dolayısıyla bu anlamda Horasan ve Azerbaycan coğrafyası Hazar Türk uygarlığı havzası içinde yer almaktadır. Hazar Türklerinin manen kültürel varisleri; günümüz Kırım, Anadolu, Kafkas, İran Türkleri ve uzantıları olarak Balkan ve Arabistan yarımadasında bulunan Türklerdir.

Türklük bilincine dayalı faaliyetlerin ‘Milli Hareket’ olarak toplumun içine taşınması, temel itibarıyla 1979 yılında gerçekleşen İslami Devrimden sonra bazı Türk aydınlarının bireysel çalışmaları sonucunda mümkün olmuştur. Bu Milli Hareketin çok da ön plana gelmeyen ve görülmeyen asıl fikri temelleri Osmanlı ve Kaçar Türk İmparatorluklarının son dönemlerinde gayri Müslim Müttefik kuvvetlerine karşı Türk-İslam Birliğini düşünen 2. Sultan Habdülhamit ile Kaçar Şahları, Nasireddin Şah ve Müzefereddin Şah ile başlayan ülküye dayanır.[2]

İran’da imzalanan, 1907 “İran’ı Taksim Antlaşması”, 1919“İran’ı Himaye’ Antlaşması”, 1921“İran-Sovyet Dostluk ve İş Birliyi Antlaşması” sonucu yaşanan elim olaylar ve ülke nüfusunun yaklaşık üçte birinin yok olması, Kaçar Türk Devletinin 1925 tarihinde çökmesi ve İngiltere-Rusya eksenli Türk karşıtı Fars etniğine dayalı Pehlevi sisteminin kurulmasıyla her şey Türk Milletinin aleyhine cereyan etmiştir.[3] Diğer taraftan ise Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi, 10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması, 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Anlaşması ve nihayet 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşmasıyla çökmüş ve Büyük Atatürk’ün önderliğinde unutulmaz kahramanlıklarla yürütülen Milli Mücadele sonucunda Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, devlet siyasetini Türklüğe dayalı kursa da, Atatürk’ten sonra farklı bir siyaset izlemiştir. Bu da düşünülen eski Türk uygarlığı bilincini olumsuz etkilemiştir. Ama buna rağmen Türkiye Cumhuriyetinin varlığı Türk Milletinin varoluşuna hayat vermiş ve sürekliliğini sağlamıştır. Sovyet Rusya’sının 1991. yılda parçalanması ve yeni yeni Türk Cumhuriyetlerin doğması, Türklük cereyanlarının artmasına katkıda bulunsa da, hala Türklüğü savunan biricik Türkiye Cumhuriyetinin varlığı İran Türklüğü için oldukça hayati önem arz etmektedir.

İran Türklüğü, yaklaşık 55 yıl içinde (1925-1979) gerçekten yok edilmeye mahkûm edilmiştir. Bu 55 yıl içinde Türklüğü savunan sayılı çalışkan-faal aydın ve yeterince aktif olamayan siyasi şahsiyetimiz dışında bir harekete rastlamıyoruz. 1945-1946 yıllarında on binlerce vermiş olduğumuz şehitlerin hesabına kurulan Azerbaycan Milli Hükümeti konusunu ayrıca ele almamız gerekmektedir.

Evet, Nasıl oldu bu Türklüğe dayanan kimlik davası devrim sonrası kendini göstermeyi başardı. 55 yıl boyunca kendine Türk demeyi bile yasaklanmış bir ülkede yeniden kendini his ettirmesini sağlayan koşulların tartışmalara açılması, öğrenilmesi, Hareketimiz açısından oldukça önemlidir.

Burada bu konumuz olmasa da kısaca değinip geçeceğiz. Türkiye’nin aksine İran’da Birinci Dünya savaşından sonra iki eksenli (Rusya-İngiltere) Türk Kimliğine karşı Pers sistemi kurulmuştur. Bu ikilem İran’ın bütün ekonomik, kültürel ve siyasal alanlarını da kapsamıştır. İran’da kurulan Türk karşıtı Pers sistemine karşı en güçlü alternatif kuvvetler milliyetçe Türklerden oluşuyordu. Türkler hem ülkenin oranca çoğunluğunu oluşturuyor hem de ekonomik ve siyasal alanda etkinlerdi. İran çapında faaliyet gösteren bütün örgütler, hatta bazı Türk karşıtı Pan Farsist örgütler bile Türkler tarafından kurulmuştur, desek asla abartmış olmayız.[4]

Ruslarla İngilizlerin İran üzerinde asla sorun yaşamadıkları ve ortak siyaset yürüttükleri nadir konulardan biri İran’da ve Güney Kafkasya’da Türk egemenliğine son vermek konusu olmuştur. Bunun içinde İran’da Türklerin etkisizleştirilmesi, Türk Kimliğinin ortadan kaldırılması amacıyla asrın başlarında İngiliz ve Türk karşıtı kesimler tarafından üretilen Azerilik kuramı ön plana alınmıştır. Buna karşı Sovyetler de kendi Azerilik kuramını üretmiştir. Ruslar Güney Kafkasya’da Türklüğü ortadan kaldırmak için bu Azerilik kuramını ön plana almışlar. İngilizler ise İran’da kurmuş oldukları Türk karşıtı Pers sistemini ayakta tutmak ve Türk Kimliğini ortadan kaldırmak için bu Azerilik kuramını kullanırlardı. Zamanla bu iki eksenli sistemin İran’da karşı karşıya gelmeleri sonucunda ülkede Solcu ve sağcı kesimler meydana çıkmıştır. Çoğunlukla Rusya eksenli siyaseti temsil eden solcularda “Azeri Solcular”, Batı yanlısı sağcılarda ise “Sağcı Azeriler” deyimi ortaya çıkmıştır. Nitekim İran’da Türklük arka plana alınmış ve ortadan kaldırılmak istenmiştir. Bu Türk karşıtı siyaset o kadar etkin olmuş ki, Türklüğü temsil eden Türkiye bile İngiltere’nin bu Türk karşıtı tarih tezini kabullenerek, İran Türklüğüne karşı Azerilik kuramını kendi eğitim sistemine almıştır. Bu Azerilik kuramı, o kadar etkilidir ki, bu gün, Türkiye’nin en etkin ve saygın Gazetelerinden olan ‘Hürriyet’ gazetesi İran Türklüğünün sevdiği ve milli duygularını temsil ettiği Traktör Fabrikasına ait “Traktör” takımının desteklenmesine yönelik atmış olduğu manşette “İran Azerileri Fars olmak istemiyorlar, bizim gibi Türk olmak istiyorlar!”tarzında bizim için hoş olmayan bir makale yayınlamıştır. Ama anlıyoruz ki o makaleyi yazan hocam, bizi desteklemek istemiştir. Fakat bu sinsi oyunun farkında değildir. Bu değerli hocamız bilmiyor ki ben Türk olmak istemiyorum, ben zaten Türküm. En azından onun kadar Türküm. Farabiler, Biruniler, İbn Sinalar, Yeseviler, Yunuslar ve yüzlerce bu gibi şahsiyetlerin doğduğu yurdun Türküyüm.[5]

1979 DEVRİMİNDEN SONRA İKİLEM ARASINDAKI PATLAKTAN YARARLANAN TÜRKLÜK, MİLLİ HAREKET OLARAK DOĞDU

“Dünden Bu Güne Gerçek İran” başlıklı araştırmamızda bu ikilemi enine boyuna ele aldığımız için burada sadece Türklük Hareketine değineceğiz. İran’daki 1979.yıl İran İslam devrimi, aslında Rusya ile İngiltere başta olmakla ABD karşıtı güçlerin (İran üzerinde), ülkeyi ABD’ye kaptırdıklarını düşünerek yapmış oldukları girişimlerin gölgesinde gerçekleşmiştir. Gerçekten de İran’ı kendi aralarında nüfuz bölgesine bölen İngiltere-Rusya kuvvetlerine karşı ABD, 1950’lerden itibaren kendi ağırlığını koymuş ve ülkede esas söz sahibi durumuna gelmiştir. Tabi bu da ne Sovyetler, ne İngiltere ne de diğer Fransa gibi aracı konumundaki taraflarca sảkit karşılanmamıştır. Sonuçta ise ABD’nin 1979. yıl İran İslam Devrimi ile ülkeden ve hatta bölgeden sökülüp atılması istenmiştir.

İran İslam Devriminin dini önderi Ayetullah Humeyni ve kendisi üzerinde büyük etkiye sahip yakın ekibinin en büyük başarısı iki güçlü rakibi – İngiltere ve Sovyetleri – kurmakta oldukları kendi sistemleri içinde birleştirmeye ve diğer alternatif güçlere ihtiyacın kalmadığı kanısına onları ikna etmeleri olmuştur. İster Sovyetler ister İngiltere olsun, her iki taraf kendi çıkarlarının kurulacak mevcut İran İslam Cumhuriyeti sisteminde korunacağına inanarak, yan etmen güçlerini geçici olmuş olsa da savunmasız bırakmayı uygun görmüşler. Bu da, Ayetullah Humeyni’nin gücüne güç katarak kendi sistemini kurmasına ve büyük yol kat etmesine olanak sağlamıştır. Ayetullah Humeyni, Sovyetlere bağlı Solcuların ve İngiltere’ye bağlı Sağcıların, onların yeşil ışık yakmasıyla kendi saflarına almış, İslam devrimcileriyle beraber yürümek istemeyenleriyse ülkeyi terk etmeye itmiştir. Direniş gösterenler ise ABD yanlılarıyla beraber, onların iş birlikçileri gibi nitelendirilmiş ve ortadan kaldırılmıştır. Nitekim İran İslam Cumhuriyeti görünüş itibarıyla bir bütün sistem olmasına rağmen, iki eksenli bir bütün sistem olarak doğmuştur.

1979 Devrim sonrası ABD yanlısı olmakta suçlanan ve acımasız müdahile ile bastırılan en büyük Halk Hareketi, yine 1925 tarihinde kendi Türk egemenliğini kaybeden Türkler oldu. Türkler, Ayetullah Şeriatmedari’nin önderliğinde kurmuş oldukları “Müslüman Halk Cumhuriyeti Partisi” ile 60 yıllık Türk düşmanlığına son verilmesi, tamamen demokratik değerleri kapsayan, çağdaş, hukuki, laik, çoğulcu düzenin kurulması yönünde başlatmış oldukları sivil mücadele Azerbaycan başta olmakla Kaşkaylar ve Horasan Türkleri ABD İş birlikçisi ve ayrımcı damgasıyla ağır bir biçimde bastırıldı.

İran Türklüğünü temsilen meydanda bulunan “Müslüman Halk Partisi” içinde farklı fikri gruplar bulunmasına rağmen sonuç itibariyle bu Hareket bir Türk Halk hareketiydi. Bu Partide Sovyetler Birliğinin, Dünya Komünizmine ihanet ettiğini düşünen bağımsız Türk Komünistler bulunuyordu. Sovyetlerin gericilerle beraber yürüdüğünü ve Azerbaycan Solcularına ihanet ettiğini düşünen bağımsız Sol Türk Milliyetçileri vardı. Sol ve sağ ayrımının yapılmasının Türklük için ne kadar zararlı olduğunu anlayan, Türk egemenliğinin ülkede 1925 tarihinde kaybedildiğine inanan ve bu Türklüğün yeniden bilinçli bir şekilde doğmasını isteyen az sayılı Türk Aydın Milliyetçi kesim de bulunmaktaydı. Ama bu düşünürler gerçekten sayılı şahıslardan oluşuyordu. Sayları çok azdı. Büyük çoğunlukla da İslami değerleri ön planda tutan kesimler bulunmaktaydı.

Bu hareketçiler iç etmen olarak İran’da Pehlevi sisteminin çökmesinde en etkin güç olmuş ve devrimin asıl sahipleriydi. Bu Hareket, Pehlevi rejimine en yıkıcı darbeyi,18 Şubat 1979 (29 Behmen 1356) isyanıyla Tebriz’de indirmişti.

Toplum ise 55 yıl boyunca Türklüğünden uzaklaştırılmış, Türklük bilincini bilimsel olarak kaybetmekte olan bir durumdaydı. Türkçülük değil, sadece Türklük vardı, oda sadece duygularla var olabilirdi. Türklük bilinçli bir biçimde ele alınmamıştır. Onu ele alacak kesimde mevcut değildir denilecek kadar azdı. Toplumun Türkçülüğü, Milliyetçiliyi sadece duygularla kendini gösteriyordu. Türklük bilinci duyguların ötesine geçmekte zorlanıyordu. Bu Hareketin, Türk milletinin asıl hedeflerini net bir biçimde belirleyerek ön plana almamasının arkasında da üs düzey makamların Türklük düşüncesinden ve kimliğinden yoksun olmaları duruyordu. İran İslam Devriminden sonra İran ve Güney Azerbaycan Türklüğü için, öncelik Vilayet’i-Fekih yönetim biçimine karşı durmak değildir. Türk Milleti için en hayati önem taşıyan ve olmazsa olmaz talebi Türk Milletine karşı kimlik itibarıyla yok etmek siyasetinin tamamen ortadan kaldırılmasının yasal güvenceye alınması, Türk dilinin Fars dili ile beraber resmi, hukuki Devlet dili olması ve ulusal özerkliklerin tanınması olmuştur. Ama bu hareketin içindeki etkin şahsiyetlerin çoğunluğunun öncelik tanıdıkları amaç Türk Milletinin uzun vadeli çıkarları doğrultusunda yürümek değil, daha çok güç dengesine hesaplanmış mücadele olmuştur.

Ayetullah Şeriatmedari’nin önderliğinde kurulmuş olan “Müslüman Halk Partisi” bir kere çok sesliliğin hâkim olmasından dolayı yürümez bir konumdaydı. Türk Müslüman halkı için yok edilmek istenen Türk Kimliğinin korunması ve yasal güvenceye alınması ön plandayken üs düzey yetkililer Sovyet-İngiltere eksenli kurulmakta olan sisteme karşı direnmeyi ön plana almışlar. Ülkede İran Cumhuriyeti, İran Sosyalist Cumhuriyeti veya İran İslam Cumhuriyeti devlet kuruluşu davasına sürüklenmiştir. Tabi bunun da bedelini yine biz Türkler canımızla ödemiş olduk.

Bu davada bizim için önemli olan ve milletimizin asıl hedef ve uzun vadeli çıkarlarını ön planda tutan iki kesim mevcut olmuştur. Bunlardan biri Sovyetlerin işçiler üzerinden yürüyen bir Rus İmparatorluğu olduğuna ve Türk Milletine düşmanlık ettiğine vurgu yapan ve bağımsız Türk Milliyetçiliği hattını savunan Sol Türk Milliyetçiler olmuştur. Bu kesim halktan kopuk değildi. Halka yatkındı. Halkla beraber yürümeyi başarıyordu. Eylemsel ve teorik tarafları güçlüydü. Bu kesimin önderliğini hayatını Türk Milletine adamış büyük dava ve bilim adamı olan, dahi Türkolog, tarihçi ve siyaset adamı rahmetli Prof. Dr. Muhammed Taki Kirişçi yapmıştır. Aynı zamanda bu yüce şahsiyetimiz yazar da dâhil günümüz Milli Hareketin birçok faallerinin vazgeçilmez akıl hocası ve yol kılavuzu olmuştur. İkincisi ise Türkçü tefekkürün kültürel zeminde ana hattını savunan sağcı kesim olmuştur. Bu kesimin manevi önderliğini büyük ve dahi şahsiyetlerimizden dünyaca tanınmış Cerrah ve ünlü Türkolog rahmetli Prof. Dr. Cavad Heyet yapmıştır. Cavad Heyet dönemin Dede Korkut’u lakabı ile anılıyordu. Ayrıca vurgulamam gerekiyor ki merhum Ali Tebrizli’nin, İran İletişim Bilimlerinin kurucusu merhum Notgi’nin, Şair Bulut Karaçurlu’nun, ünlü yazar Ali Kemali’nin ve diğer bazı değerli milli şahsiyetlerimizin bu harekette müstesna rolü olmuştur.  Bu sonuncu kesim Ayetullah Şeriatmedari ve Ayetullah Humeyni kavgasında çoğunlukla kenarda durmayı tercih etmişlerdi. Bizim bu gün sahip olduğumuz Milli Hareketin fikri temelleri ağırlıklı olarak bu iki kesimden kaynaklanmıştır. Diğer bir kesim de o dönem ağırlıklı olarak İslami değerleri ön planda tutan, siyasal konulara girişmeyen, ancak Türklüğü unutmayanların sonraki faaliyetlerinin etkisi de az olmamıştır.

Ayetullah Humeyni görünüş itibarıyla bir bütün olan, aslında ise iki eksenli bir bütün sistemini kurma yolunda bütün engelleri ABD’ye bağlamakla ortadan kaldırmaya kalktı ve nihayet kendi sistemini kurdu. İran İslam Cumhuriyeti kendi sistemini kurar kurmaz 1980’de Irak-İran savaşı patlak verdi. Bu savaş ülkenin ekonomik, askeri ve alt yapı oluşumuna büyük zararlar verse de sistemin kendisini pekiştirmesine, taban üzerine güçlü alt yapı oluşturmasına, muhalefeti ortadan kaldırmasına olanak sağladı.

Prof. Dr. M. T. Kirişçi devrim sonrası Tebriz’de “Bağımsız Azerbaycan Demokrat Fırkasını” - Partisini kurduğundan, Türk Milletinin hak ve hukukunun yasal güvenceye alınmasını kendi parti platformu olarak sunmasından ve sistemin bazı hassas damarlarına bastığından dolayı Pan-Türkist damgasıyla yargılanıp hapse alınmıştır. Yani sistem tüm muhalefeti var gücüyle bastırmıştır. Bu süreç 1988 tarihine kadar devam etmiştir.

Devrim sonrası ve savaş dönemi hapse alınan Türk kimliğine bağlı sayılı şahsiyetlerimizin hapislerden zamanla tahliye olmaları, eski solcuların büyük çoğunlukla Türk Milliyetçiliğine geçit yapmaları, İran Türklüğünün yeniden kültürel zeminde daha güçlü biçimde gündeme gelmesini sağladı. Tabi burada eski solcularımızın bazen Azerilik üzerinden yürümeleri ayrıca bir büyük sorun kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Konumuz olmadığından dolayı üzerine gitmiyoruz. Hapisten tahliye olan en büyük ve etkin şahsiyetimiz ünlü tarihçi ve Türkolog Prof. Dr. Muhammed Taki Kirişçi farklı etkinlikler ortaya koymakla gerçekten Türklük üzerinden meydana gelen Milli Hareketimizin hem eylemsel yönünün hem de İlmi-Teorik tarafının yaranmasında eşsiz emeği olmuştur.

Bu faaliyetler kültürel zeminde 1989 yılından itibaren Tebriz’de ve Tahran’da yeniden aktif biçimde gündeme geldi. Tahran’daki faaliyetler esas itibarıyla Heyet’in manevi önderliğinde Varlık dergisiyle kültürel zeminde yazar-çizer kesimle devam ettirildi. Tebriz kesimi ise Kirişçi’nin önderliğinde bunu bir cereyan olarak, bir Milli Türk davası olarak ele almaya başladı. Kirişçi bunun içinde hem eylemsel faaliyetlere hem de yazıp yayınlamakta olduğu eserlerle bu Milli Hareketin ilmi-teorik yönünü oluşturmaya çalıştı.

Heyet ve çevresi İran Türklüğünün dili, İslam sonrası tarihi, edebiyatı, gelenek ve görenekleri üzerine oldukça değerli çalışmalarıyla Milli bilincin gelişmesini sağlıyorlardı. Kirişçi ise girişimci faaliyetleriyle beraber halkın içinde olarak, onu Settar Han, Hiyabani, Bağban Eloğlu ve onlar bu gibi kahramansı, hamâsi şiirsel eserleriyle heyecana getiriyor, diğer taraftan dilci ve tarihçi olarak İran ve Azerbaycan Türklüğünün yerel Türkçesinin dil bilgisine yönelik “Azerbaycan Türkçesinin Morfolojisi”, “Türkçenin Leksikolojisi”, “Türkçenin Sentaksisi”, “Ana dili bilgisi” gibi hacim değerli ilmi eserleriyle Türk Milli bilincini topluma aşılıyordu. Kirişçi’nin en değerli eseri ve İran’da bir ilk olan “İran Türklerinin Eski Tarihi” adlı 1600 sayfalık hacimli iki ciltli tarih eseridir. Bu eserle İran’da Türk varlığının 10 bin yıl önceye dayanması bilimsel verilerle ispat edilmeye çalışılmıştır ve aksine Fars dillilerin Hindistan üzerinden son 2700 yılda bölgemize bir ilkel kavim olarak geldiklerini ispat ediyordu. Bu eserler kendi milli kimliğinden yoksun bırakılmış İran Türklüğü için bir devrim niteliğindeydi.

Kirişçi, Tebriz’de yeni eylemsel ve toplumsal faaliyetlerini 1989. yıldan başlamıştır. Faaliyet metotlarımızdan birini gençlik için bir örnek olur diye, burada vermeyi uygun buluyorum. Biz ilk faaliyetimizi 1993. yılda ilk kez olarak “GELİN TEBİETİ TEMİZLEYEK – GELİN DOĞANI TEMİZ TUTALIM” Türkçe sloganlarla tatil günü olan Cumalar halkın dinlenmek için geldikleri ‘Eynalı Dağına’ yürürdük. Bu dinç yürüyüşlerde Türkçe sloganlar vererek doğaya atılmış çöpleri toplardık, toplanan çöplerle yakılmış ocak etrafında halkın toplanmasını sağlar ve Türk tarihi, edebiyatı ve gelenek-görenekleriyle bağlı bilgiler verilir, raks ve Türkçe müzik ifa edilir ve bildiriler dağıtılırdı. Bu faaliyetlerimiz sonralar Tebriz’in ‘Şirince’ ve ‘Yam’ gibi diğer dinlenme ve gezi bölgelerinde sürdürülmüştür. Kirişçi’nin isteği üzerine ilk kez Milli-Siyasi yürüyüş olarak uyguladığımız yürüyüş 1997. yıla tesadüf eder. 1997 Temmuz ayında ilk kez olarak Babek Kalesine 35-40 kişilik bir grupla yürüdük. Bu başlattığımız yıllık yürüyüşün katılımcı sayısı 2001 ve 2002 yıllarında bir milyonu bulmaktaydı. Bu faaliyetlerimizle beraber gayri resmi biçimde evlerde kurmuş olduğumuz Türkçe eğitim kursları ağırlık basıyordu. Aynı zamanda bazen Karabağ’ın işgaline karşı geçirdiğimiz itiraz yürüyüşleri ve diğer buna benzer eylemsel faaliyetlerimiz de oluyordu.1993-2003 yılları arasındaki faaliyetlerimizle bağlı hatıralarım yazılıdır. Burada onlara değinmek gereksinimi duymuyorum.

Kirişçi’nin Mili Hareketle bağlı bazı önemli sözlerini burada vermeyi uygun buluyorum. “Milli Hareketin zaferi Türklük üzerinden Milletleşmek yoluyla mümkündür”. “Bizim Millet Türklük bilincini yükseltmeli, kendi kimliğini bilinçli olarak algılamalı ve benimsemelidir”. “bizim milletleşmeden zafer kazanmamız mümkün değildir”. “her şeyden önce Türklük üzerinden milletleşmeliyiz, bunu da ilk önce kültürel faaliyetlerimizle yapmalıyız. İran tarihiyle bağlı yazılmış eserler ve yapılmış çeviriler büyük çoğunlukla bilgi çarpıtmaya ve bilgi yönlendirmeye tabi tutulmuştur. Bizim en önemli görevimiz bu bilgi kirliliğine son koymak ve orijinal metinlerini halkımıza iletmek ve gerçek Türk tarihiyle yeniden canlanmalarını sağlamalıyız” diyordu.

İran-Irak savaşı B. M. Güvenlik Konseyinin 598 sayılı Ateşkes Anlaşmasıyla 29 Mordad 1367 / 19 Ağustos 1988 tarihinde sona ermiştir.  Bu savaş, her iki taraf için yüz binlerce can kaybı, milyarlarca ekonomik zararla sona eren bir yenilgiydi. İlginç olan şu ki, İran-Irak savaşının sona ermesi, Ayetullah Humeyni’nin 1989 tarihinde ölmesi, İran’da iki eksenli sistemin 1989’dan itibaren Ayetullah Seyyed Ali Hamaneyi’nin yüksek dini önder olarak tayin edilmesi ve Haşimi Rafsencani’nin Cumhurbaşkanı olarak seçilmesiyle açığa vurması, Sovyet Rusya’sında Halk Hareketlerinin başlaması ve 1991 tarihinde Sovyetlerin parçalanması ayni döneme tesadüf etmiştir.

İran’da Haşimi Refsancani Cumhurbaşkanı olduktan hemen sonra ülkede Millileştirilmiş Fabrika, kurum ve kuruluşların yeniden özelleştirilmesine, İngiltere eksenli siyasi hattın yeniden egemen olmasına, Pehlevi dönemi Türk düşmanlığını esas alan Enstitülerin açılmasına başlamıştır. Bu Türk düşmanlığının yeniden ön plana alınması, tabi ki Türk kimliğine bağlı aydın ve bazı dindarlar tarafından asla hoş karşılanmamıştır.

Bir taraftan ülkede Cumhurbaşkanı Refsancani’nin önderliğinde İngiltere eksenli güçlerin atak yapması, çökmekte olduğu zan edilen Sovyet Rusya’sının İran’daki etkinliğinin ortadan kaldırılmasına başlamaları ve Türk düşmanlığına yönelik faşist Fars enstitülerinin kurulması, diğer taraftan ise Kuzey Azerbaycan’da büyük Elçibeyin önderliğinde Türklük üzerinden Bütöv – Bütün Azerbaycan ülküsünün gündeme taşınması İran Türklerinin Türklük üzerinden faal olmasına gerekli siyasi koşulları yetiştirmiş oldu. Nitekim İran’daki Türklük 1980’lerin sonlarından itibaren bir Milli Hareket olarak doğdu ve büyümeye başladı. Bu hareket 1995 Milli Meclis seçimleriyle toplumsal ve azami kitleye ulaşım açısından büyük bir atık yaptı.

1995 tarihinde Dr. Mahmud Ali Çehregani’nin Milli sloganlarla Milli Meclise aday olması, 500 bin Tebriz’den ses almasına rağmen, Meclise bırakılmaması yeni toplumsal itirazların yaranmasına neden olmuştur. Nitekim Milli Hareket yeni aşamaya girmek zorunda kalmıştır. Burada 1996-2000 tarihleri arasındaki faaliyetlerimizin sebep ve sonuçlarının tartışılması söz konusu olmadığı için eylemsel faaliyetlerimize değineceğiz. Bu 4 yıl içinde ben ve diğer dava arkadaşlarımız Dr. Çehreganlıyla omuz omuza beraber yürüdük. Bu 4 yıl da İran Türklüğünün en büyük itiraz mitinglerini Tebriz’de geçirdik. Bütün tehlikeleri göz önünde bulundurarak, Faşist Fars düzeninin gözüne dimdik bakarak on binlerce bazen yüz bini aşkın Türk insanının katılımıyla geçirdiğimiz mitingler, Türklük bilincinin topluma aşılanmasında, Milli bilincin halk tabanlarına ulaşmasında çok etkin olmuştur. Bu açıdan Dr. Çehreganlı ile beraber hareketi ileriye götürebildiğimizden dolayı o dönemi hep saygıyla anıyorum ve saygıyla anılması gereken bir dönem olduğunu düşünüyorum. Bu 5 yıllık mücadelemiz sonucunda, Türklük bilinci en uç Türk bölgelerine, il, ilçe, kasaba, köy ve hatta Yörüklere kadar uzanması sağlanmış oldu. 

1996’nın sonlarında 1997’nın başlarında Milli Hareketin örgütlenmesinin gerektiğini his ederek yeniden örgütlenmeye konulduk. Tabi bizden önce dava arkadaşlarımız tarafından ‘Kurtuluş’, ‘Milli Birlik’ ve diğer bu gibi gruplar kurulmuştur. Ama aynı yetersizlik, deneyimsizlik ve diğer geçerli nedenlerden dolayı gerçek anlamda örgüt olmaya yönelik faaliyet değil, grup olarak çalışmalarını sürdürmek bazen ise bırakmak zorunda kalmışlardı. 1997 tarihinde Dr. Çehreganlı’nın önerisi üzerine 10-11 dava arkadaşımızla beraber ilk kez  “MİLLİ HAREKET QURULUŞUNU - MOHEQ”, sonra “MİLLİ İSLAMİ HAREKET - MİH” ve nihayet 1999 tarihinde “AZERBAYCAN MİLLİ AZADLIK (ÖZGÜRLÜK) CEBHESİ – AMAÇ”örgütlerini kurmaya çalıştık. Maalesef bu örgütlenme yönündeki faaliyetlerimiz istenilen başarıları doğurmadı ve belli nedenlerden dolayı örgütlenmemiz bir türlü mümkün olmadı. Dr. Çehreganlı 2002 tarihinde yurtdışına çıktıktan sonra İsveç’te kendi partisini kurdu, maalesef oda Hareketin örgütlenmesi açısından istenilen sonuçları veremedi.

Diğer taraftan Azerbaycan Hükümeti, Diaspora siyasetini kendi açısından değerlendirerek, uluslararası gerçek koşulları göz önünde bulundurarak hareket etti. Bu gerçek koşullar ise dünyanın her hangi bir ülkesinde Azerbaycan adına faaliyet etmek isteyen dernek, merkez, kurum ve kuruluşları kendi denetimi altına almayı gerektirdi. Bu siyaset Azerbaycan Hükümeti açısından oldukça gerekli adımıydı. Azerbaycan bir bağımsız devlet olarak Azerbaycan adına var olan veya var olması düşünülen bütün dernek, kurum ve kuruluşları mutlaka kendi denetimi altına alması gerekiyordu. Bunu yapmak zorundaydı. Bu durum ise İran Türklüğünü temsil eden Güney Azerbaycan Milli Hareketçilerinin mensuplarını çeşitli grup ve merkezlerde var olmaya itti. Tabi buda Güney Azerbaycanlıların çeşitli ülkelerde 150’yi aşkın dernek, merkez, kurum ve kuruluşlar arasında dağılmasına neden oldu. Kısacası bu süreçte, hareketçiler, 40 milyonluk İran Türklüğünü – Güney Azerbaycan Türklüğünü temsil etmeleri gerekirken çoğunlukla Diaspora faallerine dönüştüler. İlginç olan şu ki, bu 150’yi aşkın dernek, merkez, kurul ve kuruluşların üye sayısı 2011 yılının bilgilerine göre; tahminen 600 kişini aşmamaktadır. Aslında ise sadece Türkiye üzerinden Milli Hareketin adına dosyayla Birleşmiş Milletlere başvuruda bulunan ve batı ülkelerine gidenlerimizin sayısı bu son 13 yılda 6 bin kişiyi bulmaktadır. Son 10 yılda Türkiye’de eğitim alan öğrencilerimizin sayısı ise tahminen 5 bin kişi üzerinde olduğu belirtilmiştir. Bunun büyük çoğunluğunu ise öz be öz İran Türkleri oluşturmaktadır. Bu öğrencilerin büyük çoğunluğu Türk Milli kimliğine bağlı insanlardı. Bu öğrencilerin yaklaşık bini Türkiye’den eğitime yardım bursları alıyor. Öğrenciler çeşitli projelerden ve bazı dernek yardımlarından da yararlanıyorlar. Diğer taraftan İran’ın veri tabanlarına göre yurtdışı İranlıların tahmini sayısı 4 Milyon olarak belirlenmiştir.  Devrim sonrası İran’ı terk etmiş mültecilerin sayısı ise 2 milyon kişi olarak kayıtlara düşmüştür. Bunlar esas itibarıyla devrim sonrası ilk 10-15 yılda ülkeyi terk etmek zorunda kalan kesimdir. Bu 4 milyonluk nüfusun yaklaşık p’ni milliyetçe Türkler oluşturmaktalar, çünkü İran muhalefetinin büyük çoğunluğunu değişik düşüncelerde faal olan milliyetçe Türkler oluşturmuştur ve aynı zamanda bu rakamlar sadece siyasileri değil, öğrencileri ve diğer konularla bağlı yurtdışına yerleşmiş kesimleri de içeriyor. Bu 4 milyon insanın göç tarihleri 100 yıl önceye kadar uzanmaktadır.

Değineceğimiz diğer önemli bir konu da son 20 yılda İran Türklerinin ülkede geçirdikleri mitinglerin sayısı ve katılımcı itibarıyla diğer muhalefet hareketlerinden hiçte az olmamasıdır. 2006 olaylarında verilen rakamlara göre sadece 100 bin kişi İran Güvenlik Örgütü tarafından gözaltına alınmış ve adına dosya açılmıştır. Bu çeşitli kent ve kasabalarda geçirilen mitinglerin katılımcı sayısı toplam olarak bir buçuk milyonun üzerinde olduğu belirtilmiştir.

Son yüz yılda yurtdışına yerleşen İranlıların sayısı en az 4 milyon olmuşsa bunun yaklaşık p’ni Milliyetçe Türkler, düşünce itibarıyla çoğunlukla solcu ve sağcı kesimler oluşturmaktadır. Son 13 yılda Milli dosyayla sadece Türkiye üzerinden batıya yerleşenlerin sayısı ise tahminen 6 bini bulmaktadır. Son 10 yılda Türkiye’de eğitim alan öğrencilerimizin sayısı ise 5 binin üzerindedir.

Türkiye’de 5 bin öğrenci, Türkiye üzerinden milli siyasi dosyayla batı ülkelerine yerleşen 6 bin mülteci ve geçmiş dönemlerde sayısı milyonlarla ölçülen çeşitli dünya ülkelerinde yaşayan soydaşlarımızın bulunduğu bir durumda bizim Milli davayı temsil etmekte iddialı olan dernek, merkez, kurum ve kuruluşlarımızın üye sayısı 700 kişini aşmamaktadır. Ama yurtdışında milli haklarımızı savunduklarını veya savunmak istediklerini söyleyen bağımsız kişilerimizin toplam sayısı en azından 10 binin üzerinde olduğunu söyleye bilirim. Hareket olarak siyasi Stratejik konumun belirlenmesi ve örgütlenmek açısından ne kadar yanlış yol seyir ettiğimizi bu rakamlar açık şekilde gözler önüne sermektedir.

Gerçi Türkiye’den devlet bursu alarak eğitim alan, sözde milliyetçi, aslında ise birer fırsatçı, bazen ise bizim için (Milli Hareketin bağımsız bir siyasi cereyan olmasına yönelik) daha tehlikeli ve zararlı insanlarımız azda olsa olmuş ve olmaya devam edecektir. Kısmen de olsa bazı insanlarımız için Milli Hareket, batı ülkelerine sığınma aracı olmuştur. Bu da gayet doğaldır. Toplumlarda daima bu kesim fırsatçı insanlara azda olsa rastlıyoruz ve bizim toplumda istisna değildir. Umarız bu fırsatçı insanlarımız sonuçta hareketimiz açısından tehlikeli insanlara dönüşmezler ve ne zamansa milletimiz için de yararlı olurlar. Sonuçta gelişen ve büyüyen her bir Türk, Türk milleti için bir değerdir.

Milli Hareketin yurtdışı kolu olarak, özellikle yazar-çizer kesimin yeterince faal olmaması diğer önemli zaaflarımızdan biridir. Prof. Dr. Kirişçi’nin de vurgu yaparak üzerinde durduğu görevimiz, İran Türklüğünün milli bilincinin geliştirilmesi, yükseltilmesi için gerekli eserleri işleyip onlara çeşitli vasıtalarla ulaştırmamızdır ve aynı zamanda olduğumuz ülkelerde İran Türklüğünü bilimsel araştırmalarla tanıtmak, halkı bilgilendirmek ve etkilemektir. Mesela şu an Türkiye Literatürünü araştıralım, 6 bin İranlı öğrencinin bulunduğu Türkiye’de ve bin öğrencinin en azından Burs aldığını göz önünde bulundurarak, bakalım İran Türklüğü hakkında ne kadar araştırma buluruz sizce? Ben baktım araştırdım, birkaç tez, bir sıra makale ve konuya setirarası veya yüzeysel dokunmuş yaklaşık 60 kitabın üzerinde bir kaynak bulmadım. Bunun 15-20’si ise İran Büyükelçiliğinin mali desteyi ile bilgi çarpıtmalarıyla yazılmış eserdi. Diğer 20-30’u ise yerli Türkiyeli araştırmacılara aittir. Tabi buna rağmen az da olsa iyi ve değerli çalışmalar bulunmaktadır. Ama böyle devam etmemesi gerekmektedir. Bizim yapabileceğimiz gerçekten çok işler vardı. Yeter ki el ele verip, beraber yürüyebilelim!

SONUÇ

Sonuç olarak 40 milyon İran Türklüğünü – Güney Azerbaycan’ı temsilde iddialı olan, üye sayısı 700’ü aşamayan 150’yi aşkın dernek, merkez, kurul ve kuruluşlarla bir yere varılmaz ve varılması mümkün değildir. İçten samimiyetimle söylüyorum ki bu durum devam ederse bir birinden bağımsız, bazen ise bir birine zıt gruplar halinde o veya bu sistemin eylemsel aletine çevrilmek, sözde birey olarak var olanların birçoğu ise o veya bu sistemin ajanı olabiliriz ya da vicdanlı dava adamları olarak hepimiz kaybederiz. Bu ise büyük İran Türklüğü için unutulmaz son facia olur. Çünkü, bu bizim başlatmış olduğumuz gecikmiş yeni milli davadır. 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl sürse bile iradeli, bilinçli ve örgütlü olursak başarılı oluruz. Bunun için potansiyel olarak sayısı yüz binlerle ölçülen içli dışlı Milli Hareket faallerinin en azından bir merkezden koordinatörlüğünün yapılması için gerekli olan ne ise onu zamanla yapmak zorundayız. Doğrudur, azda olsa her bir Harekette olduğu gibi bizde de fırsatçılar var. Bu insanlar gittikleri yerin koşullarına uygun kamufle olup kendi çıkarları için çalışırlar. Bunlar, geçmişte olduğu gibi bu günde olmuş, yarın da olacaktır. Bu gayet normaldir. Normal olmayan bazı şahısların Milli Hareketle bağlı yapılmış veya yapılası istenen işlere sinsi oyunlarla yön vermeye çalışmalarını göz önünde bulundurmamamız ve dikkat merkezinde tutmamamızdır.  

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 15 10 2 3 14 32
2 İstanbul Başakşehir 15 9 3 3 9 30
3 Fenerbahçe 15 8 5 2 12 29
4 Beşiktaş 15 7 6 2 10 27
5 Kayserispor 15 7 6 2 6 27
6 Göztepe 15 8 3 4 5 27
7 Trabzonspor 15 7 4 4 4 25
8 Bursaspor 15 7 3 5 10 24
9 Demir Grup Sivasspor 15 7 1 7 -5 22
10 Akhisar Bld. Genç. 15 5 4 6 -5 19
11 Kasımpaşa 15 5 3 7 -5 18
12 Aytemiz Alanyaspor 15 5 2 8 -3 17
13 Yeni Malatyaspor 15 4 4 7 -5 16
14 Osmanlıspor FK 15 4 2 9 -5 14
15 Atiker Konyaspor 15 4 2 9 -6 14
16 Antalyaspor 15 3 5 7 -11 14
17 Gençlerbirliği 15 3 3 9 -12 12
18 Karabükspor 15 2 2 11 -13 8
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
1 MKE Ankaragücü 15 9 4 2 10 31
2 Ümraniyespor 15 8 5 2 11 29
3 Giresunspor 15 7 6 2 9 27
4 Çaykur Rizespor 15 7 4 4 6 25
5 İstanbulspor 15 6 4 5 2 22
6 Adanaspor 15 6 4 5 -4 22
7 Gazisehir Gaziantep FK 15 4 8 3 6 20
8 Balıkesirspor 15 6 5 4 5 20
9 Vartaş Elazığspor 15 5 5 5 2 20
10 Boluspor 15 6 2 7 1 20
11 Altınordu 15 5 4 6 0 19
12 Eskişehirspor 15 5 6 4 8 18
13 Erzurum BB 15 4 6 5 -2 18
14 Adana Demirspor 15 4 4 7 -4 16
15 Samsunspor 15 3 7 5 -5 16
16 Denizlispor 15 3 3 9 -11 12
17 Manisaspor 15 5 2 8 -5 8
18 Gaziantepspor 15 1 3 11 -29 3
    Takımlar O G B M Av P
1 Menemen Belediyespor 16 12 2 2 28 38
2 Sivas Belediyespor 16 11 4 1 20 37
3 Hatayspor 16 12 1 3 18 37
4 Afjet Afyonspor 16 11 4 1 15 37
5 Keçiörengücü 16 9 2 5 23 29
6 Sancaktepe Belediyespor 16 8 5 3 10 29
7 İnegölspor 16 8 4 4 1 28
8 Kastamonuspor 16 7 2 7 6 23
9 Tokatspor 16 6 5 5 -3 23
10 Sarıyer 16 6 3 7 1 21
11 Amed Sportif 16 5 4 7 -1 19
12 Etimesgut Belediyespor 16 4 4 8 -7 16
13 Eyüpspor 16 4 3 9 -11 15
14 Bucaspor 16 4 4 8 -4 13
15 Bodrumspor 16 3 4 9 -11 13
16 Tuzlaspor 16 4 1 11 -13 13
17 Kocaeli Birlik Spor 16 2 2 12 -22 5
18 Mersin İdmanyurdu 16 1 0 15 -50 -6
    Takımlar O G B M Av P
1 Gümüşhanespor 16 11 3 2 20 36
2 Sakaryaspor 16 8 6 2 13 30
3 Sanliurfaspor 16 9 3 4 10 30
4 Altay 16 8 5 3 10 29
5 Bandırmaspor 16 9 2 5 6 29
6 Bugsaşspor 16 8 4 4 10 28
7 Hacettepe Spor 16 7 6 3 13 27
8 Kırklarelispor 16 7 4 5 3 25
9 Niğde Belediyespor 16 6 5 5 -1 23
10 Zonguldak Kömürspor 16 6 4 6 -4 22
11 Pendikspor 16 5 5 6 -1 20
12 Konya Anadolu Selçukspor 16 5 5 6 -5 20
13 Fethiyespor 16 3 6 7 -7 15
14 Fatih Karagümrük 16 4 2 10 -8 14
15 Kahramanmaraşspor 16 2 5 9 -14 11
16 Karşıyaka 16 3 7 6 -6 10
17 Nazilli Belediyespor 16 2 3 11 -22 9
18 Silivrispor 16 1 5 10 -17 8
NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık